Skip to content
OSMAN MENTEŞE İLE MİLAS ÜZERİNE DÜŞÜNCELER-1 PDF Yazdır E-posta

 

Röportaj: Nevzat Çağlar Tüfekçi

Milas’ın sahip olduğu potansiyelleri doğrultusunda nasıl bir gelişme ve büyüme stratejisi/ yönteminin izlenilmesi gerektiği her zaman için önemli bir soru işaretidir... Son yüzyılın buluntusu olarak değerlendirilen ve arkeoloji dünyasında heyecan yaratan Karya satrabı Hekatomnos’un mezar anıtının bulunmasıyla, bu soruya verilmesi gereken yanıt daha da önem kazandı. Milas, sahip olduğu tarih-kültür ve ekonomik değerleriyle önemli bir kent. Milas’ın geleceğinin şimdiden planlanılması ve buna uygun olarak kısa, orta ve uzun vadeli gelişme ve büyüme stratejilerinin geliştirilmesi gerekiyor.  Biz, Milas’ın bugününe ve geleceğine ışık tutmak, Milas konusunda bir ortak düşünce ve ideal yaratmak için bu röportajı hazırladık. Milas içinden ve Milas dışından Milas kökenli pek çok kişiye sorularımızı yönelttik; kimiyle yüzyüze, kimiyle internet aracılığıyla görüştük, onların Milas hakkında düşünce ve değerlendirmelerini aldık. Umarım bu röportajda ortaya çıkan görüş ve düşünceler; Milas’ın geleceğine yönelik bir ışık, bir pusula olur… Röportajımıza ilk olarak zeytin ve zeytinyağı ile pamuk üreticisi Ali Osman Menteşe ile başlıyoruz.

 

* * *

Osman Menteşe: “Milas zeytinyağının tanıtımı için tanıtım grubu oluşturulmalı. Milas zeytinyağları için coğrafi tanınma işareti alınmalı. Milas’ta tarıma dayalı sanayi yatırımları yapılmalı. Milas için bir turizm master planı hazırlanılmalı. Balavca deresinde gondollar yüzdürülmeli. ”

-          Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz?

-          1946 yılında Ankara’da doğdum. Eski bir Milaslı ailenin mensubuyum. Babam Ertuğrul Murat Menteşe, annem Emine Behiye Menteşe. Babamın işi nedeniyle İstanbul’da yetiştim, İstanbul’daki okullara gittim. İstanbul İktisat Fakültesini ve İşletme İktisadı Enstitüsünü bitirdim. Uzun yıllar ağırlıklı olarak ilaç sektöründe, yabancı şirketlerde yönetici olarak çalıştım. İzmir’de de evim var ama 1998 yılından itibaren büyük çoğunlukla memleketim olan Milas’ta yaşıyorum. Burada aileden kalan topraklar var onları yönetiyorum, tarımla uğraşıyorum, zeytin ve zeytinyağı üretiyorum. Pamuk ve hububat çeşitlerini de üretiyorum.

-          Çocukluğunuz dışarıda geçmiş. Milas’a ne zamanları geliyordunuz?

-          Yaz tatillerinde ninemizi, dedemizi görmek için geliyordum. Güllük’te evimiz vardı. Yazları orada denize girerdik.

-          Çocukluğunuzun Milas’ı nasıldı?

-          Güzel, sakin bir şehirdi. Dedemizin evinin(Sürücü Otel yanındaki Madam Murat evi-yazarın notu) bulunduğu caddeye süsyolu denirdi. Halen de öyle deniyor zaten. Şimdi orada ben oturuyorum. O zamanlar bu süsyolunda benim ilgimi çeken şöyle bir durum vardı. Şimdiki TANSAŞ binasının karşısında zemin katında birahane ve eczane olan binanın altı şehir kulübüydü. Şehir kulübünde şık giyimli erkekler oturur, oyun oynar, yemeklerini yerlerdi. Şehir kulübü daha sonra Terzizade’nin binasına geçti. Bu şehir kulübüyle ilgili şöyle bir anım var. Bir yaz günüydü. Ben evimizden amcamların evine gidiyordum. kulübün önünden geçiyordum. Orada oturan amcam Behlül Menteşe beni çağırdı. O zaman Milas’ın bir gazozu ve onun da kendine has bir şişesi vardı. Gazozun içimi güzeldi. Amcam, “Osman gel gel...” diye bana seslendi. Yanına gittim. Al gazoz iç, serinlersin dedi ve bana Milas gazozunun şişesini uzattı. Hava biraz sıcaktı. Ben serinlemek amacıyla, şişeyi ağzıma götürdüm, diktim. İlk yudumu yuttuğumda yüzümde şimşekler çaktı, içim cayır cayır yandı. Meğerse amcamın gazoz şişesi içinde bana verdiği rakıymış. Bu olaydan sonra belki 30 sene ben rakıyı ağzıma koymadım. Daha sonra amcama bunu neden yaptığını sorduğumda ise, ben onu rakıya alışmayasın diye şaka olarak yaptım dedi.

-          O zaman süsyolu gezintileri olur muydu?

-          Olurdu. Akşamüzeri oldu mu orada yürüyüşler başlardı. Temiz beyaz gömlekli ütülü pantolonlu beyler, yanlarında poplin elbiseli hanımlar kollarına girmiş, bir aşağı bir yukarı, bir aşağı bir yukarı gider gelirlerdi. Bunların çoğunun da Musevi olduğu söylenirdi. Bu anlattıklarım 1957’li yıllara ait anılardır. O zaman Milas’ta iki sinema vardı; biri İstikamet Sineması, diğeri Yeni Sinema. İstikamet Sineması parkın karşısındaydı. O güzelim binayı yıktılar, işmerkezi yaptılar. Milas için büyük kayıptır o bina. İstikamet Sineması biraz daha yeni filmler gösterir, Yeni Sinema ise daha eski filmleri gösterirdi. Rahmetli Suzan Ninem sinemayı çok severdi ve haftada iki kez film değişirdi. Her yeni filme giderdi ninem ve ben de onunla giderdim. Yazlık bahçenin arkasında localar vardı, film başlamadan 5 dakika önce gider, locaya oturur, filmleri seyrederdik. Yazları buraya geldiğim zaman, İstanbul’u özlerdim. İstanbul özlemini, bu filmlerle giderirdim. Türk Filmleri hep İstanbul’da çekildiği için, mekânlar hep tanıdık gelirdi. Nineme, burasının adı şu, bu diye söylerdim…

-          Yahudi tanıdıklarınız var mıydı?

-          Ninemin, dedem Murat Menteşe’nin evine gelen terzi kadınlar vardı. Onlar ninemin elbiselerini dikerlerdi. O terziler de, Musevi madamlardı. Yine çarşıda Musevilerin iş hayatında olduklarını, ticaretle uğraştıklarını hatırlıyorum.  Amcamın bir iş ortağı vardı, zahire ticareti yapıyorlardı, ismi Yasef’ti.  Benim çocukluğumdan kalan ve gözümün önünden gitmeyen; şehir kulübünde oturan o şık giyimli beyler ile süsyolunda eşinin kolunda yürüyen poplin elbiseli, güzel makyajlı kadınlardır. Bunlar benim çocukluğumun Milas’ından hafızamda yer etmiş anılardır. Güzel şeylerdi bunlar.

-          Milaslı olmak sizin için ne anlam ifade ediyor?

-          Milaslı olmak benim için çok önemli, bana gurur veriyor. Her yerde de Milaslı olduğumu söylüyorum, bunu da hiç saklamıyorum. İstanbul’da yaşarken bile ben Milaslıyım derdim. Rahmetli babam da öyle derdi. Bu yerin mensubu olmaktan dolayı gurur duyuyorum. Burada sürekli yaşamaya başladığım 1998 yılından sonra, bir iş için bir yere gittiğimde, hemen buraya doğru bir özlem duygusu belirirdi içimde. İzmir’e gittim zaman sıkılıyorum. Hemen buraya dönmek istiyorum. Kış döneminde 15 günde bir Milas’a gelir, 3-5 gün kalır, dönerim. İşlerim dolayısıyla bahardan itibaren Ekim’e kadar sürekli kalırım. Milas’ta olmak benim için çok önemli bir duygu. Bunu anlatmak çok zor. Milas’ta olduğum zaman kendimi bambaşka bir dünyadaymış gibi hissederim.

-          Milas dışarıdan nasıl görülüyor, değerlendiriliyor? Milas’ın dışarıdan bakanlar için imajı nedir?

-          Ben Milaslıyım dediğim zaman, insanlar, “Aaaa ne güzel yer orası!” derler bana. Eski evleri var, antik şehir, havası çok güzel der; bazıları da, “Amaaannn cehennem gibi sıcak” derler. Bodrum’a yakın, Marmaris’e yakın, Didim’e yakın derler. Çoğunluk, “Aaa Bodrum’a çok yakın” der.

-          Milas’ta bazı zeytinyağı üreticileri, sizin gibi, kendi markalarını yarattılar. Güzel ambalajlar içinde, yağlarını vitrine çıkardılar. Bu zeytinyağı üreticileri, yağlarını pazarlayamıyorlar, bunun sıkıntısını çekiyorlar. Bu konuda ne yapmalılar?

-          Bu Türk zeytinyağının genel sorunu ve sıkıntısı. Türk zeytinyağı diye bir yağ dünyada bilinmiyor, tanınmıyor. Maalesef böyle bir durum sözkonusu. Türkiye’nin zeytinyağı üreticisi olduğunu bilen ve tanıyan; zeytinyağı ithalatçısı ülke sayısı çok az. Türkiye ürettiği zeytinyağını çok uzun yıllar, marka oluşturmadan, dökme şeklinde satmış. Bu şekilde piyasada kendine yer bulabilmiş. Şimdi bunu tamamen değiştirip, kendi markasıyla yağ satabilmesi ise; oldukça mücadele, uğraş gerektiren bir süreç. Bu mücadele de pek yapılmıyor maalesef. Niye yapılmıyor? Çünkü alışılagelmiş bir düzen var… Kimse onun dışına çıkmak istemiyor. Alışıla gelen düzen, kolay düzen; dök yağını geminin ambarlarına, gönder İtalya’ya, İspanya’ya, Yunanistan’a… Sonra bu ülkeler, kendi yağlarıyla senin yağı karıştırarak, yüksek fiyatlarla Amerika’ya satarlar. Düzen, işleyiş bu…

-          Genel durum bu. Biz Milas’a gelirsek, Milas olarak bu konuda neyin, nasıl yapılması gerekir? Bizim ev ödevimiz ne olmalı?

-          Milas zeytinyağı tanınıyor mu? Milas zeytinyağı da tanınmıyor. Milas zeytinyağının ülke içinde tanınması için önce belli bir kalitede yağ üretmen lazım. Bu yapılıyor mu? Bu soruların cevabını aramamız lazım. Bunu yapabilmek için önce Milas zeytinyağının bir kalitesini oluşturmak gerekiyor. Yani Milas zeytinyağı asgari 0.6 asit oranında, aroması şöyle, tadı şöyle gibi Milas zeytinyağının tarifinin yapılması lazım ve bu tarife uygun üretenlerin de bir coğrafi tanınma işaretinin olması lazım. Bu olursa, o zaman belirli bir kalitede ürün üretmiş olursunuz. Başka üreticiler de o üretimi örnek olarak alıp, ona göre kendisine üretim hedefi koyup, o kaliteyi yakalarlar. O zaman Milas zeytinyağının kalitesi budur dersin. Şimdiki durumda böyle bir şey yok.

-          Yağı üretip, yarım asit, bir asit yağı güzel ambalajlar içine koyup, pazara çıkarmak yetmiyor mu?

-          Hayır, yetmiyor. Adam gelsin, senin Milas yağını niye alsın? Adam gelecek, senin Milas yağını bilecek, tadacak, kullanacak, ondan sonra; “hah bu güzel bir yağ, ben bunu alayım” diyebilmesi için sen ilk önce o kalitede yağ üretmen lazım.

-          Önce bir imaj mı yaratmak gerekiyor?

-          Tabi. Önce bir imaj yaratacaksın, o imajın içinde kaliteli bir zeytinyağı olacak, ondan sonra ulusal ölçekli bir tanıtım yapacaksın. Bu tanıtım, A, B, C firmalarının tek başına bireysel girişimleriyle olmaz. Bunun bir toplu hareket olması lazım. Milas Zeytinyağıyla ilgili kimler var; Milas Ticaret ve Sanayi Odası mı var, Ziraat Odası mı var; bunlar bir araya gelecek Milas zeytinyağlarının tanıtımını yapacaklar. Bu tanıtımı yerel basında yapacaklar, ulusal basında ve televizyonlarda yapacaklar, turistik yerlerde yapacaklar. Bir tanıtım grubunun oluşturulması lazım. Böyle şeyler yok. Böyle şeyler olmayınca da,  yağımız tanınmıyor, satılmıyor. Sen yağı üret, şişeye koy, sonra vitrine koy, turistik yerde stand aç; bu şekilde ancak bir tane-iki tane satarsın. Daha fazlası olmaz. Bunun için bir çaba, bir ortak girişim olması lazım. Bizim zeytinyağımız; usulüne uygun yetiştiricilik yapıldığı, usulüne uygun üretildiği takdirde, bizim Milas memecik zeytininden elde edilen yağ, çok üstün kalitede bir yağ… Bunun için de, buna uygun yetiştiricilik ve üretimin yapılması şart.

-          Milas zeytinyağlarının coğrafi işaretlemesi yok mu?

-          Yok. Bu konuda ilgili kuruluşlara öneride bulundum, bir şey çıkmadı. Üzüldüm… Bir ara Bodrum Ticaret Odası bizim zeytinyağlarının coğrafi işaretlemesini yaptırmak istedi. Ben karşı çıktım. Milas zeytinyağlarının coğrafi işaretlemesini ancak Milas Ziraat Odası ile Milas Ticaret ve Sanayi Odası yaptırabilir. Ben kendi yağım için coğrafi işaretleme yaptırabilirim ama bunu da bencil bir yaklaşım olarak görüyorum. Ben istiyorum ki, “Milas Zeytinyağı” adı altında bir coğrafi tanınma işareti yaptırılsın. Bu, Milas için büyük bir eksiklik…

-          Biz Milas zeytinyağlarıyla ilgili bir imaj oluştururken, bu imajın temel unsuru memecik zeytin mi olacak, buna Ayvalık, Gemlik zeytinleri karıştırılmayacak mı?

-          Kesinlikle hayır. Sen sadece memecik zeytininden yağ üreteceksin. Geçenlerde memecik zeytinin üstün kalitesi konusunda Aydın borsasında bir toplantıya katıldım. Toplantıda, memecik zeytini sadece Aydın’ın zeytiniymiş gibi anlatılıyor, üstünlüğü tartışılıyor. Ben bir Milaslı olarak söz aldım. “Bu zeytinin sadece Aydın bölgesine ait olduğunu söylemek çok yanlış, bu Aydın-Milas yöresinin zeytinidir. Ben Milas’ta zeytin ve zeytinyağı üreticisiyim. Ben kendi ürettiğim zeytinden butik tesisimde elde ettiğim zeytinyağından uluslararası ödüller kazandım. İşte burada kataloglar var. Koydum katalogları. Bu, Milas zeytinlerinden elde edilen yağın uluslararası bir kataloga girmiş olmasının belgesidir. Dolayısıyla Aydın’a özgü bir cins değildir bu. Memecik cinsinin, bölgesi ağırlıklı olarak Aydın-Milas yöresi, kısmen de Muğla’nın bazı yerleridir” diye konuştum. Söylemek istediğim şu: onlar memeciğe sahiplenmeye çalışıyorlar. Ben bunu çürütmeye çalıştım. Biz kendi ürünlerimize sahip çıkmasını bilmeliyiz. Mesela, bu cins Bodrum’da yoktur. Orada dilmik diye bir cins vardır. Genelde ve özelde memecik zeytinin üstünlüğünü vurgulayan çalışmalar yapmalıyız. Tanıtım grubu oluşturmak şart.

-          Yerel ürünlerin, başta zeytinyağı ve halı olmak üzere, hipermarketlerin raflarında yer alması, bu pazarlama sorununu belli ölçülerde çözer mi?

-          Çözmez. Tüketicinin raflarda olan malı alabilmesi için o malın tanıtımının olması, o kaliteye doğru insanların çekilmesi gerekiyor. Raftaki mal, kendi kendini satmaz. Mutlaka bunun tanıtımının yapılması, albenisinin yaratılması gerekiyor. Yol kenarlarında, turistik yerlerde yerel ürünlerimizin satıldığı bir küçük çarşı yaratılabilir. Bu, bana göre daha etkili bir yöntem.

-          Milas yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından zengin bir yer. Milas sahip olduğu bu ekonomik değerler açısından ne gibi yatırımlara ev sahipliği yapmalı?

-          Feldispatla ilgili olarak zaten dağları taşları delmişler. İzmir’e giderken şöyle karşı dağlara baktığınız zaman her taraf delik deşik. Tamam, bu madeni çıkararak ekonomik değer sağlıyorsun ama yaratılan o doğa tahribini tekrar eski haline döndürmek konusunda bir çalışma yapılamaz mı? Madenciliğin gerek çıkarmada, gerek işlemede bir doğa tahribi söz konusu. Feldispat madeninin işlendiği yere bakın her taraf toz-duman, pislik içinde. Madenin işlenirken çıkardığı o toz, çevredeki bitki örtüsüne zarar veriyor. Bir işi yapıyorsan, çevreye zarar vermeyecek şekilde, koruyucu önlemleri almalısın. Maalesef bu yapılmıyor. Doğa tahribinden zeytinler de büyük zarar görüyor. Doğanın bize miras bıraktığı o güzellikleri, bu şekilde bozulmuş olarak terk etmek mi gerekiyor? Oraların düzlenmesi, yeşillendirilmesi konusunda bir şey yapılamaz mı? Bunlar araştırılmalı. Bu doğa bize ve bizden sonrakilere yüzyıllar boyu lazım olacak… Doğayı bu şekilde hoyratça kullanamayız. Ben doğanın içinde yaşayan birisi olarak benim önceliğim, doğanın bozulmamasıdır. Milas’ta tarım destekli, çevreyi kirletmeyen, Milas’ın tarihi ve kültürel dokusuna zarar vermeyen yatırımlara öncelik verilmelidir. Büyük sanayi yatırımları, Milas’ın turizmdeki gelişimine zarar verir.

-          Tarım destekli ne gibi yatırımlar olabilir?

-          Burada yetişen sebze ve meyvelerin işlenmesi yönelik tesisler olabilir. Soğukhava tesisleri kurulabilir. Zeytinle ilgili yatırımlar olabilir. Bunları düşünmek lazım...

-          Milas tarihi ve kültürel değerler açısından zengin bir ilçe. Son olarak Karya Satrabı(Valisi)Hekatomnos anıtının ortaya çıkarılmasıyla Milas’ın önemi daha da arttı. Gelecekte Milas önemli bir turist çekim merkezi olacak. Bu bağlamda, Milas’ın geleceği üzerinde ne gibi düşünceler üretilebilir?

-          Milas’ın turizmde bir değer kazanabilmesi için önce Milas’ın tarihi yapılarının orijinal şekliyle onarılması, bunların turizm amaçlı olarak kullanıma sunulması gerekiyor. Balavca deresinin üzerindeki o yapılar, dükkanlar çok çirkin duruyor. Bunların yıkılması, derenin üzerinin açılması gerekiyor. Hatta dereye su akıntısı verip, orada gondolları yüzdürmeniz gerekir. Bu, Milas’a ayrı bir hava ve güzellik verir. Derenin kenarındaki tarihi evler onarılmalı, dereyle tarihi evler arasında bir estetik bütünsellik ve doğallık sağlayacaksınız. O evlerde, turisti oyalayıcı değişik işler yapılabilir. Pansiyonlar, aşırıya kaçmayan eğlence mekânları olabilir. Tabakhane Caddesi üzerindeki o eski binalar çöküp gidiyor, vakit geçirmeden onlar kurtarılmalı. Uzunyuva’nın olduğu yerde Aslanlı Köşk vardı. Şimdi o sadece posta pulunda yaşıyor. Bunlar yeniden oraya kurulabilir. Eski evler, konaklar; güzel lokantalar olabilir, butik oteller yapılabilir. Hekatomnos anıtı için gelenlerin bir-kaç gün geçirebileceği bir turizm master planının hazırlanılması gerekiyor. Turist Milas’taki gezisini bir güne sığdıramamalı. Turist, Milas’ı içine sindire sindire gezmeli, Milas’tan ayrılmak ona zor gelmeli. Memleketine döndüğünde tekrar buralara gelmenin özlemini duymalı, hayalini kurmalı. Milas için bu duygu yumağı yaratılmalı.

-          Bunlar bugün için bir ütopya ama olabilir…

-          Evet, niye olmasın. Ben size Alaçatı’dan örnek vereyim. Oraya geçen hafta gittim, gördüklerime inanamadım. O kadar güzel olmuş ki… Bundan 10 sene önce orası sıradan, eski evlerin döküldüğü bir yerdi.

-          Ne yapmışlar orada?

-          O eski evlerin çoğu restore edilmiş. Küçük küçük restoranlar, butik oteller olmuş… Büyük ölçüde bunlar İstanbullular’ın ve zengin İzmirliler’in yatırımları… Evleri satın alarak restorasyonu yaptıranlar; İstanbullu ve İzmirli zenginler. Alaçatı’da deniz yok. Deniz var ama uzakta. Plajı için gitmiyor adam oraya. Oranın o gizemli havası, insanları oraya çekiyor. Büyük şehirlerin sıkıntılı havasından bunalan insanlar; sokaklarında dolaşmak, o tarih ve kültür dokusunun kendi benliğinde yarattığı duyguları yaşamak, rahatlamak için gidiyor oraya. Milas’ta da bu hava yaratılabilir. Bu sağlanabilirse, Milas’ın çehresi birdenbire değişir. Bodrum’u bile geçer. Alaçatı örneğinde olduğu gibi dış yatırımcıyı, eski evleri satın alarak, bunları restore ettirecek kişileri, buraya çekecek çalışmaların yapılması gerekiyor. En köklü çözüm bu.

-          Bu zenginler Milas’a nasıl çekilebilir?

-          Milas, Bodrum’a yakın, Marmaris’e, Didim,e, Kuşadası’na yakın; tarihle iç içe… Milas’ta yaşayarak, günü birlik buralara gidip gelebilirsiniz şeklinde kampanyalar düzenlenebilir. Onlar eski evleri aldığında onlara proje, işçilik ve malzeme anlamında belediye yardımcı olabilir. Bu konularda başka yöntemler de geliştirilebilir… Bunun için ilgililerin bir araya gelip karşılıklı fikir jimnastiği yapması lazım.

-          Milas içinde ve Milas dışında yaşayan Milaslılara ne mesaj vermek istersiniz?

-          Milas dışında yaşayan ve etkili yerlerde bulunan Milaslıların ilgilerinin Milas’a çekilmeleri gerekiyor. Onların tecrübelerinden, bilgilerinden, ilişkilerinden yararlanılmalıdır. İzmir’de güzel işler yapan İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş’ın Milas’la olan ilgisi sağlanmalı. Türk-Amerikan İşadamları Derneği Başkanı Uğur Terzioğlu’nun da bir şekilde Milas’a olan ilgisi sağlanmalı. Buna benzer dışarıda yaşayan ve önemli yerlerde bulunan Milaslılar var. Onlar aranıp bulunmalı, onlarla ilişkiye geçilmeli, Milas’ın sosyal, toplumsal ve ekonomik yaşamına bir şekilde katkıda bulunmaları sağlanması iyi olur diye düşünüyorum.  Milas’ta güzel şeyler yapılırsa, dışarıdaki Milaslıların ilgisi çekilebilir. Burada Uğur abiyle ilgili bir konuyu dile getirmek istiyorum.

-          Buyrun…

-          Uğur Terzioğlu ile ilgili ilk dileğim, Milas’ın içindeki, şu anda dökülen kendi sahip olduğu evi onarmasıdır. O güzel evi kendi isimlerine yakışır şekilde onarmalarıdır. Kullanmayacaklarsa, hizmet için bir yere vermeleridir. Ev çöküyor, ben çok üzülüyorum. Bu söylediklerim de lütfen röportajın içinde yer alsın. Bunu özellikle belirtin. Kendisine abi derim ama o eve üzülüyorum. Şu anda etrafında kalastan destekler var. Bu, böyle olmaz. O tarihi binaya hiç yakışmıyor, bu görüntüler. Milas’ın o eski binası, Terzizadelerin bir zamanların o ihtişamlı evi, paşaların konuk edildiği o güzel ev, bu şekilde kaderine terk edilmemeli. Bu ev mutlaka restore ettirilmeli, bir sosyal veya toplumsal amaç için kullanılmalıdır. Bu söylediklerimi mutlaka yazın!



Favori Sosyal Sitelerde Paylaş.
|
 

Dil Çeviri

Turkish Afrikaans Albanian Arabic Armenian Azerbaijani Basque Belarusian Bulgarian Catalan Chinese (Simplified) Chinese (Traditional) Croatian Czech Danish Dutch English Estonian Filipino Finnish French Galician Georgian German Greek Haitian Creole Hebrew Hindi Hungarian Icelandic Indonesian Irish Italian Japanese Korean Latvian Lithuanian Macedonian Malay Maltese Norwegian Persian Polish Portuguese Romanian Russian Serbian Slovak Slovenian Spanish Swahili Swedish Thai Ukrainian Urdu Vietnamese Welsh Yiddish