Skip to content
MİLAS ÜZERİNE DÜŞÜNCELER-5 PDF Yazdır E-posta

Röportaj: Nevzat Çağlar Tüfekçi

Konuk: Rahmi Siyman(Milas Doğumlu Musevi-İzmir’de yaşıyor)

 

-          Bize kendinizden söz eder misiniz?

-          29 Mart 1940 Milas doğumluyum.  Annem rahmetli Jülyeta, babam da rahmetli Marko Siyman olup, Menteşe İlkokulu’nda merhume Hayriye hanım ile bir yıl kayıtsız olarak gittim.  1. sınıfa aynı okulda bir yıl sonra rahmetli ve ilk temelimi babam Marko Siyman ile beraber atan Muammer Kabaçam ile başladım, 5 senede ilkokulu bitirdim. Milas ilkokul müdürümüz rahmetli Avni Bey idi.  Ortaokulu, Milas ortaokulunda 3 senede bitirdim, okul müdürümüz İsmail Öztürk idi. Bilahare İzmir Ticaret Lisesi ve 3 sene bu okulda okuduktan sonra İzmir Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okuluna kaydımı yaptırdım. Bu okulun son sınıfında iken okulumuz Ege Üniversitesine bağlı İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ünvanını aldı, dolayısıyla yüksek okulda başladım ve akademiden mezun oldum.

-          Okul arkadaşlarınız kimlerdi?

-           Menteşe okulunda Mehmet Tabağ, Sara Berk, İzak İşbir, Erden Gürses, Hidayet Çöllü, Kudret Erten, Dursel Yetkin, Jak Turyel, Dursun Salkım, Gülgün Sart’la beraber okuduk. Milas orta okulunda Mehmet Tabağ, Sara Berk, İzak İşbir, Sara Varol, Sumru Telatar, Hüseyin Cahit Sayın, İsmail Erdoğan, Nihat Sarayköylü, Mehmet Cengiz, Alber Berk, Güven Akgün, Gülgün Atila, Erdal Sabancı, Mehmet Can, Ali İhsan Karadeveci, Mehmet Öz , Birsel Gökgöz hatırladığım arkadaşlarımdı.

-          Ortaokulda öğretmenleriniz kimlerdi?

-          Gene Milas ortaokulunda; isimlerini rahmetle yadettiğim: Zeki Boran, Şerefnur Seren, Mehmet Elmas, Hilmi Kandemir, Perihan Kandemir, izzet Kınacı, Bayram Dönmez ve bugün hayatta olan Osman Aslangiray hocalarımız: bizleri hayata hazırlayan öğretmenlerimiz idi. Milas ortaokulu hakikaten bu hocalar sayesinde çok değerli ve memleketimize hayırlı evlatlar yetiştirmiştir.

-          Çocukluğunuz nasıl geçti?

-          İlkokulda yaz aylarında babam İlya Şen firmasına çırak olarak verdi. 1945’li senelerde evlerde buzdolabı olmadığı için her gün et ve sebzeler pazardan alınır, sepetlerle eve hamallarla yollanırdı. Çırak olarak bu sepetleri her gün çarsıdan, patronun evine taşırdım. Milas çok sıcak olduğu için testi ile belediye çeşmelerinden dükkâna su taşır, gece soğusun diye ayaza bırakırdım, dükkânı süpürüp serinlesin diye sulardım. Her salı günü de elimde tütün iğneleri ve Hint ipliği ile Milas pazarında bağıraraktan tütün iğnesi ve Hint ipliği işportacılığı yapardım ve her hafta sonunda patronum haftalık olarak 0.50 kr verirdi. Çok mutlu olurdum. 3 sene her yaz bu böyle devam etti. 3 sene sonra öğrendim ki babam bu 0.50 kuruşu ustama verir o da bana verirmiş. Bu olay beni çok sarsmış ve babama ustaya artık gitmeyeceğimi, yanında çalışacağımı, benim bedel ve göbele olmadığımı söyleyince, yüzümde şimşek gibi iki tokat patladığını, hâlâ hatırlarım. Babama, bana iplik ve tütün iğnesi almasını, İlya Şen firması ile rekabet yapacağımı anlattım ve babamı ikna ettim. O yaz ortasında babamın himayesinde başladığım işportacılıktan, 2 ayda 180.- TL kazandım ve Suat Sarayköylü firmasından o parayla James marka bir bisiklet aldım. Bu benim için büyük bir olaydı. Artık hırslanmış ve para kazanmağa başlamıştım, bütün bunları rahmetli babam Marko Siyman’a borçlu idim. Bu olaydan sonra ticaret okumağa karar verdim ve hayatımın yolunu çizmiş idim.

-          Daha sonra hayatınızı nasıl yön verdiniz?

-          Akademi son sınıfta iken babam, amcam ve annemin kuzeni Dr. Eyüp Amato’yu ikna ederek İzmir’de Milaslılar Ticaret Koll. Şti. firmasını kurdum. Milas’ta istihsal edilen; pamuk zeytinyağı, susam, balmumu gibi emtiaların alım satımı ve komisyonculuğu ile iştigal ettim.  Bilahare ithalat ve ihracat işlerini işime ilave ettim ve işi çok genişlettim. Sağlam ve garantisi olmayan hiçbir işe heves etmedim. Avantürye olmadım, dolayısıyla herkes beni sağlamcı Milaslı olarak tanıdı. Hep dürüst insanlarla çalıştım. Sattığım ve satın aldığım malları düşse de yükselse de, o işte kâr-zarar ifa ettim, iş çevrem çok genişlemişti.  1984 yılında bugünkü Miltaş Milaslılar AŞ’ni kurdum ve şirketin genel müdürüyüm ve Ege bölgesinde istihsal edilen zeytinyağlarının İzmir piyasasında pazarlanmasında rol oynamaktayım.  Firmamın piyasada iyi bir namı olduğunu sanıyorum.

-          Çocukluğunuzun Milas’ı nasıldı?

-          Çocukluğumda Milas bir başka güzeldi. Musevi olarak takribi 300 kişi vardı. Bunlar ticaretle uğraşırdı. Manifaturacı, sarraf, tenekeci, terzi, toprak mahsulü alım satımı, çerçi, madenci, kamyoncu, bakkal, mumculukla uğraşan esnaflardı. Türklerle çok iyi geçinirler, ev kapıları açıktı. İki cemaat, kardeşten de öte idiler. Hele köylüler çok misafirperver, cömert insanlardı. Asınyeniköy’de rahmetli Hasan Kocabıyık yazın bize kendi çardağının yanında çardak yapar, ovada aylarca ağırlardı. Köylüler bizle muhabbet etmek için her gece bizi ziyaret ederler ve hatta gece çardaklarına yemeğe davet ederlerdi. Onlara gitmemiz içinde eğerli atlar ve merkepler yollarlardı. Sabah çardağın yanındaki kuyuya çobanlar sığırlarını getirirler; sığırların melemeleri-böğürtüleri ve çanlarının sesleri, kuşların cıvıltıları ile uyanırdık.

-          O zaman Milas’ta sosyal yaşam nasıldı?

-          İlkbahar,  Milas bir başka güzeldi. Her taraf  yemyeşil, akşamüzeri Musevi gençliği parkta, süsyolunda gezintiye çıkar,  parkın ve Terzizade’nin evinin bahçesinden gül, hanımeli, akasya kokuları ile her taraf parfüm kokar, hele hafif karanlık çökmeğe başlayınca, o ateş böceklerinin fosforlu ışıldamaları bir başka güzellik verirdi Milasımıza,  Musevi gençliği süsyolunda Murat Salih Menteşe’nin evine kadar tur atarlar, şarkılar söylerlerdi. Her cumartesi akşamı Musevi aileleri evlerinde yaptıkları boyoz ve borrekaları, fırınlanmış yumurtaları ve meyveleri sepetlere yerleştirip süsyolunda ki Müsüroğlu kahvesine ailecek giderler, o kahvenin bahçesinde otururlar, getirdiklerini ailece yerler, açık hava sinemalarına gene ailece giderlerdi. Milas bir medeniyetler beşiği idi ve bence hâlâ da öyledir. Rahmetli Nazmi Akdeniz, Turhan Akarca, Adnan Akarca ve fotoğrafçı İbrahim Uz’un belediye başkanlıklarını hatırlıyorum.

-          Milas, siz ve sizin gibi Milas doğumlu Museviler için ne anlam ifade eder?

-          Milas atalarımın ve benim doğup büyüdüğüm, ekmeğini yediğim, suyunu içtiğim, havasını teneffüs ettiğim, terbiyesini aldığım, insanlığın ve dostluğun anlamını öğrendiğim, büyük ve ebedi dostluklar kurduğum, kadim dostlarımın bulunduğu, hiçbir maddi ve manevi değere değişemeyeceğim değerlere sahip, yaşantımda ve gelişmemde, bugünlere gelmemde yeri ve payı çok büyük olan memleketim, vatanımın kalbimde müstesna bir yeri olan parçasıdır. Milaslı olmakla gururluyum ve daima öğünürüm.

Milas ve Milaslıları ABD’de tanıdım. Orada takribi 50 kuzenim vardı. Hepsi şu anda rahmetli olmuş, bir kaç tanesi hayatta olup çok yaşlanmışlar fakat onların çocukları ve torunları Milasımız’ı ve Bodrumumuz’u çok severler ve atalarının anılarını yadederler. Zaman zaman da Türkiye’yi ziyaretlerinde mutlaka Milas ve Bodrum’u da ziyaret etmeden geri dönmezler.  Georgia eyaleti Atlanta şehrinde bunların kurdukları bir de sinagogları vardır. Galante ailesi bu sinagogun yönetimini senelerce yapmış olup Galante ailesi burada saygın bir ailedir. Ayrıca Amato, Mallel, Alhadef, Kaspeluto aileleri şu anda hatırladığım Milas ve Bodrum’dan göç edip Atlanta’ya yerleşik aileler olup; her bir ailede dr, avukat, büyük süpermarketler zinciri , menkul kıymetler borsası idarecisi, tüccar gibi mevkilere sahip çocukları ve torunları bulunmaktadır. Bunların dedeleri Milas ve Bodrum’da küçük esnaf, zanaat sahibi, kundura tamircisi gibi mesleklerle uğraşan kişilerdi.  Bu akrabalar 1910’lu senelerde Milas’tan göç etmişler, küçük işlerini kurmuşlar, çocuklarını ve torunlarını üniversitede okutup, onlar mevki sahibi olduktan sonra 1950’lerden itibaren Türkiye ve Milas, Bodrum hasretini gidermek için memleketimize ziyaret etmeğe başlamışlar ve çok mutlu olmuşlardır. 1974 yılında büyük annelerimize kardeş olan İzak Galante, eşi Ayla, annesi Luiza ve çocukları 12 kişi, Türkiye’ye gelmişler. Türkiye’deki (İzmir’deki),  o zaman Milas’ta pek Musevi kalmamıştı, tek tek tanışmışlar Milas ve Bodrum’u ziyaret edip, atalarının mezarlarını ziyaret etmişler, o yılların Milas ve Bodrum’unu ziyaretten büyük bir haz duymuşlar ve bu ziyaretlerini 3-4 yılda bir tekrarlayıp,  Milaslı ve Bodrumlu olmaktan çok gururlanmışlardır.

-          Bu akrabalarla ilişkileriniz sürdü mü?

-          Evet, sürdü. 1987 yılında oğlum Musa Siyman, üniversiteyi Atlanta’daki Universty of Georgia’da Izac Galante’nin sponsorluğu sayesinde okumuş ve onun hayat prensiplerini alarak, bugün ABD’de Marriott oteller zincirinde, birçok büyük otellerde gm olarak çalışmış ve çalışmaktadır.  Oğlum gm olunca Türkiye’den ve Kıbrıs’tan otelcilik bölümünden mezun birçok gençleri ABD’ye getirmiş, onlarla beraber çalışmış, prensiplerini Türk çocuklarla paylaşmış ve öğretmiş, onlardan da çoğu, müdür ve hatta genel müdür seviyesine gelmişlerdir. Bu çocukların çoğu ile oğlumu ziyarete gittiğim de tanıştım.   Onları görmekten çok gururlandım. Her biri saygılı çalışkan sevgi dolu pırıl pırıl Türk gençleri, mevki sahibi olmuşlar, ABD gibi dünyanın büyük memleketinde her biri değerli birer yönetici olmuş.  İnanın çok gururlanılacak bir tablo.  Oğlumun bürosunda (ne mutlu türküm diyene, bir Türk dünyaya bedeldir) Atatürkümüz’ün veciz sözlerini asılı olarak görmem de beni çok duygulandırdı. Amerika’dan başka İsrail’de de akraba ve dostlarımız var. Ayrıca İsviçre, İtalya ve İngiltere ile de çok iş ilişkilerim oldu. Bunlar Milaslıları çok dürüst, çalışkan, tutumlu ve güvenilir olarak tanımışlardır.  Ben de Milaslı olmakla çok gururluyum ayrıca hep Milas’tan başka Milas olmadığını düşünür, Milasımızı çok ama pek çok severim.

-          Size göre Milas’ta ne tür sanayi yatırımları yapılmalıdır?

-          Senelerce önce 1980’li yıllarda feldspat Çine’de çıkmakta idi. O yıllarda firmamız da çeşitli ürünlerin ihracını yapmakta idi. Yurt dışına her gittiğimde bu emtiadan numune götürüp pazarlama imkânları arar idim. Hatırladığım kadarı ile alakadar olanlar olmuş idi. Fakat bu emtia o zamanlar ocaktan çıktığı şekilde ihraç edilmek isteniyor idi. Yurt dışı firmalar ise işlenmiş ve ambalajlı talep etmekte idiler. Ambalaj çimento torbası maliyete çok tesir ettiği için fiyat tutmamakta idi.  Bugün bu emtia işlenmekte, saf olarak, dökme olarak ihraç edilebileceği gibi Milasımız’da müteşebbislerce küçük cam imal eden atölyeler kurulup Milas’ta işlenebilir ve Milaslılar’a istihdam sağlanabilir. Bu küçük atölyeler zamanla büyütülüp Milasımıza bir sanayi kazandırılabilir kanaatindeyim,  belki bu zor, olmaz diyenler olabilir ama şunu unutmayalım ki ticaret ve sanayide olmayacak hiçbir şey yoktur.  Azmetmek ve uğraşmak şart olduğu kanaatindeyim.

-          Milas zeytinciliği ve zeytinyağı konusundaki düşünceleriniz nedir?

-          Zeytin ve zeytinyağına gelince;  benim 1958’den beri uğraşım. O yıllarda Milas yağları sadece rafinajlık ve sabunlukta kullanılan bir emtia idi.  Zeytin çok zorluklarda dağlardan, ovalardan hasat edilir, zeytinyağı fabrikalarında gümelerde, günlerce, haftalarca ve aylarca bekler sonra sıkılırdı.  Bu asiditeye yol açar ve kalitenin bozuk olmasına sebep olurdu. O zaman için başka çare yoktu zira fabrikaların kapasiteleri gece gündüz çalışsalar bile elde edilen zeytini işlemesi mümkün değildi.  Bilahare sulu sistem yerine kontünü sistem kaim olunca, toplanan zeytin mahsulü günübirlik işlenip, kalitesi, asiditesi ve nefaseti değişti. Milasımız’da yemeklik evsafında zeytinyağı elde edilmeğe başlanıldı.  Bu zamanla daha da iyi olacaktır.  Ambalajlama ve şişeleme işi de Milas için çok önemli bir adım. Hep görüyorum hakikaten çok güzel ve ürünü çok değerlendiriyor fakat fabrikalar ve bu şişeleme işini yapanların, çıkan yemeklik dizyem yağları depolayacak azot krom nikel depolama tesisleri yapıp zeytinyağların kalitesini ve ihtiyarlamasını önlemeleri lazım. Milas’ta bu tesislerin kifayetsiz olduğunu zannediyorum.  Bir yağ, havanın oksijeni ile temas ederse, değerleri bozulur, yaşlanır ve nefaseti gider. Bunun için şişelemenin anası depolamaya çok ehemmiyet verilmesinin lüzumlu olduğu kanaatindeyim.

-          Milas zeytinyağlarının pazarlanması için ne yapılmalı?

-          Bugün marka da çok mühim bir faktör. Milas’taki yeni markaların tanıtılmaları ve piyasada bir pazar payına sahip olabilmeleri için çeşitli kuruluşlar, fuar şeklinde olmasa bile turizm mevsiminde markaları tanıtacak etkinlikler tertiplemelidir. Ayrıca bu işler mahalli olmayacağı için bu işi yapan firmalar yurt dışındaki Türk müteşebbislerinin işlettiği Türk marketlerine çok az kârlarla dahi olsa ihraç için çalışılmalıdır.  Mesela Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de çalışan işçilerimiz de bu Türk yağlarını (Milas ambalajlı yağları) tercih edecekleri kanaatindeyim.  Bu işler azimle ve kararlılıkla yavaş yavaş mutlaka olacağı kanaatindeyim.  Zira ticarette olmayacak hiç bir şey yoktur.

-          Milas’ta turizmin gelişmesi için düşünceleriniz nelerdir?

-          Milas turizm bakımından da büyük bir potansiyele sahip bir belde olduğu kanaatindeyim. Hele bu son sene yapılan kazılarla bulunan ve bulunmakta olan medeniyetleri dünyaya iyi ve güzel bir şekilde anlatıp pazarlayabilirsek, dünyanın sayılı turizm cenneti olacağı kanaatindeyim.  Zira Milas’ımız iklim, hava, tabii güzellikler ve insanlarının yabancılara yaklaşımları bakımından dünyanın bir numaralı turizm cenneti olacağı kanaatindeyim.  Bu işler çalışmak, tanıtmakla mümkündür.  Milas’ta bir turizm yüksek okulu üniversitesi neden kurulmasın.  Bu gibi kuruluşlar Milas’ın değerini daha da çok arttıracaktır. Milas semavi üç dine yıllarca yataklık etmiş Anadolu’muzun güzel bir kasabasıdır. Burada Müslümanlar, Yahudiler ve Rumlar asırlarca kardeş olarak yaşamışlardır. Bu yoldan gidilerek, zaman zaman çeşitli etkinlikler yapılarak, yurt dışındaki Türk, Musevi ve Rum vatandaşlarımızın teşebbüsleri ile tanıtımlar geziler yapılarak tanıtım daha da etkinleştirilebilir kanaatindeyim.

-          Milas için son sözleriniz…

-          Milas’ta doğmuş olmaktan, Milaslı yaşamaktan, Milas’ın suyunu içip, havasını teneffüs etmiş olmaktan çok mutluyum.  Dünyaya bir daha gelsem gene Milas’ta doğmak ister, lakabımı da gene Marko Siyman’ın oğlu Milaslı Rahmi Siyman dedirtmek isterim.  Ne mutlu Milaslıyım. Milaslı olmakla da çok ama çok gururluyum.



Favori Sosyal Sitelerde Paylaş.
|
 

Dil Çeviri

Turkish Afrikaans Albanian Arabic Armenian Azerbaijani Basque Belarusian Bulgarian Catalan Chinese (Simplified) Chinese (Traditional) Croatian Czech Danish Dutch English Estonian Filipino Finnish French Galician Georgian German Greek Haitian Creole Hebrew Hindi Hungarian Icelandic Indonesian Irish Italian Japanese Korean Latvian Lithuanian Macedonian Malay Maltese Norwegian Persian Polish Portuguese Romanian Russian Serbian Slovak Slovenian Spanish Swahili Swedish Thai Ukrainian Urdu Vietnamese Welsh Yiddish